Kullanıcı Deneyimi (Kullanılabilirlik)
Saturday, December 5th, 2009pmrkt.com
kullanicideneyimi.net
ve yakında ideator.net
pmrkt.com
kullanicideneyimi.net
ve yakında ideator.net
Veblen aylak sınıftan (leisure class) bahsederken, gösteriş tüketimine (conspicuous consumption) değinir, oradan parasal özenmeye (pecuniary emulation) bağlar konuyu. Modern reklamcılığın temelidir bu, reklamlarda izlediğimiz ideal aileler, ideal eşler, ideal çocukları ile ideal ortamlarda ideal hobileriyle uğraşmaktadırlar. Orada olmak, Aysun’u öpmek isteriz (şahsen geçersiz), Pepsi Max almaya koşarız markete (bu da öyle).
Farklı bir alandan bir arkadaşımız, Freud ise, bastırmaya (repression) vurgu yapar, Pepsi içen Aysun bastırılmış cinsel dürtülerimize cevap verdiği için Pepsi içmek isteriz bu bakış açısında. Veblen ile aynı şekilde, bugünün reklamcılığının temel çıkış noktasını işaret eder bu yaklaşım da, yüz yıl öncesinden.
Deneyim böyle mi tasarlanıyor acaba? Peşinde koştuğumuz kullanıcı deneyimi, bastırılmış dürtülerimize cevaplar ve gösterişli deneyim tüketimine olan özenmemizden mi ibaret?
Türkiye’de habercilik internete basılı ve görsel medya sektörü tarafından taşınmadı. NetHaber.com, InternetHaber.com gibi asıl işi internet olan girişimler ile dikkatler çekildi, ardından basılı ve görsel medya potansiyel gücün büyüklüğü ile uyandı, uyanıştan sonra da hızlı hareket ettiler. Bildiğiniz hikayeleri anlatacak değilim, bazı ilginç bulguları paylaşacağım. Aşağıdaki grafikte ne görüyorsunuz?

2005-2008 aralığında aldığım bu grafik örneğinde, incelemeye dahil 5 web sitesinin de grafikleri neredeyse eş. Grafikleri kaydırıp üst üste getirsek, sapmaları fark etmek mümkün olmayacak. Bu şu anlama geliyor, aynı kullanıcılar aynı anda birden çok web sitesini ziyaret ediyorlar ve tahminimce uzun süreler de kalmıyorlar. Bunun temel sebebi, aynı haberi farklı bakış açılarından izleme isteği olabilir, ya da bir yerde göremedikleri haberi başka bir yerde arıyor olmaları. Bu başlı başına çok ilginç bir bulgu, ancak aslında ben sizi buradan başka bir yere götüreceğim.
Aşağıdaki görüntü yabancı gelmeyecektir:

Bu görüntü HaberTurk’ten, hatırlayabildiğim kadarıyla bu yapıdaki navigasyonu kullanan ilk haber sitesiydi, başarılı oldu, taklit edildi. İlk değilse lütfen belirtin ifademi düzelteyim, ancak çıkarımlarımız açısından önemsiz bir veri bu.
Bu navigasyon aracı, kullanıcıya haberler arasında hızla gezinme imkanı ve örnek görüntüde izleyebileceğiniz gibi haberin özünü de tümüyle kavrama imkanı sunuyor. Örnek görüntü bu imkanı haberi çok iyi özetleyebildikleri için başarılı. Hürriyet bu navigasyon aracının kullanımını bir adım ileriye taşımış durumda:

Burada haber numarasının üzerine geldiğinizde, haber alanı altında konuyla alakalı iki farklı habere daha bağlantı beliriyor. Bu türde bir navigasyon aracına oldukça başarılı bir ek özellik bu. Kullanıcı Deneyimi açısından her iki navigasyon aracı da iyi bir erişilebilirlik notu alacak yapıda değil, bu açıdan en iyi uygulama metin üzerinden bağlantıları dolayısıyla NTVMSNBC’nin gibi görünse de durum göründüğü gibi değil, Javascript desteği kaldırıldığında haber başlıkları da yok oluyor:

Sonuca gelelim. Gelecekte, çoğu aynı ajanslardan beslenen online haber sitelerinden, haberleri çok iyi özetleyebilenler ayakta kalacak ve büyüyecekler. Yaptıkları bu özetleri teknik olarak da en etkin ve verimli yoldan aktarabilmeleri gerekiyor (buraya her şeyi yazarsam kime danışmanlık yapacağım?). Kullanıcı, haber sitelerine ayırdığı sınırlı dakikalarda gündemi yakalayarak bir sonraki haber sitesine geçme eğiliminde gibi görünmekte. Bu durumda, bu aktarım alanının geliri sağlayacak reklamlar açısından da çok iyi tasarlanması gerektiği ortada. Haber sitelerinin uzun süreli ve sadık ziyaretçileri için, üyelik sistemi yönetimini de çok iyi yapmaları gerekiyor. Yorumlar kolayca bırakılabilmeli, yorum sahiplerinin haber sitesi içerisinde oluşturduğu içeriğe odaklı ve tümüyle kendilerine özgü bağımsız bir kimliği olabilmeli. Kullanıcılar haber kaynağı olarak da daha aktif olarak kullanılabilmeli, CNN Türk “haberim” girişimi teknik olarak değil ama fikir olarak yeni ve güzel bir örnek, göreceğiz başarısını. Söylediğim gibi, iyi özetler ve bu iyi özetlerin başarılı sunumu anahtar, başarılar.
Arçelik web sitesine girmek istiyorsunuz, arcelik.com.tr yazdınız, ya da Arstil için arstil.com.tr yazdınız. İlginç bir şekilde Beko’nun CES‘te ödül almış bir LCD TV modeli ile karşılaşıyorsunuz. Hem öyle kolay da karşılaşamıyorsunuz, bekleyeceksiniz, yüklenecek, “Geç” diye bir şey yok elbette, bekleyeceksiniz, ziyaretçi değil misiniz, işiniz ne, biraz halay izleyin önce!

Önce anlayamadım ne olduğunu, herhalde dedim ödüle pek sevindiler, her yerde yayınlıyorlar, birazdan Arçelik web sitesi açılır. Bekle bekle, yok, gözüme adres satırı çarptı, adresin başına sihirli üç harfi ekledim; w, w, w.
Arçelik web sitesi çıktı karşıma, Arstil de aynı düzende, ve Beko, yeni bir kullanıcı deneyimi felaketine yelken açmışlar el ele.
Alt-alanadı (sub-domain) kullanıyor olsanız da, olmasanız da, ne olursa olsun, adresinizin başında ‘www’ ön takısı olsa da olmasa da web sitenize erişilebilmelidir. ‘www’ ön takısı ana dizin için algılanır ve kullanılır, ancak kullanılmadan da ana dizine gidilebilmelidir, kullanıcı algısı bu yöndedir. Alan adınızı hemen bir kontrol edin, bakalım ‘www’siz de erişilebiliyor musunuz?
18 Haziran 2007′de HSBC yeni web sitesi ile alakalı bir yazı yazmışım. İletişim bilgilerine, özellikle de her an irtibat kurduğumuz kanal olan 444′lü hat numaralarına erişimin zorluğundan bahsetmişim.
Bugün tesadüfen gördüm ki HSBC kullanıcı deneyimi tasarımı ile alakalı bu ciddi yanlıştan dönmüş, ana sayfa dibine eklemiş numarasını, yazımı okudular mı bilmem ama geç de olsa yanlışı görebilmiş ve düzeltmiş olmalarına marka adına sevindim.
Klozetlerle alakalı olarak uzun zamandır aklımda olan bir konudan bahsedeceğim. Klozetlerin hala el fırçaları ile temizleniyor olması, banyo malzemelerindeki genel teknoloji kullanımına (musluk sensörleri, sabun sensörleri, havlu sensörleri, otomatik klozet kaplayan tek kullanımlık kılıflar, sifon sensörleri v.d.) fazlasıyla aykırı gibi görünmekte. Kullanıcının benzeri her yeni gelişmeyi memnuniyetle karşıladığını ve iyi deneyimlediğini söylersek hata yapmış olmayız.
Tüm bu gelişmeleri dikkate aldığımızda, hala elle tutulan bir fırça ile klozet temizleme fikri hiç de çekici değil. Bu şekilde yola çıkarak bu yazıyı klavyeye alma noktasına geldiğimde varolan patentlere baktım ve daha çok ’sensörlü otomatik sifon’ buluşları ile karşılaştım. Bunun hayata geçtiğini zaten biliyoruz.
Aradığım patenti şu adreste buldum. Klozeti fırçalıyor (ki önemli olan bu), aynı anda temizlik malzemesi ile yıkıyor ve duruluyor. Tüm bunları yaparak klozet deneyimimizi şu an bulunduğu noktadan bir anda çok öteye taşıyor. 2006 yılı 3. ayında alınmış bu patentten daha önce benzer çözümler üretilmiş midir, bilmiyorum. Bu ya da daha öncekiler, çözüm olarak üretilmiş olsalar dahi, bu buluşu genele uygulanabilir (feasible) hale getirecek mucidin bu işten fazlaca para kazanacağını düşünmekteyim. Belki de son halini almış ve üretimine başlanmıştır, peki ya başlanmadıysa, ya daha basit bir çözüm üretilirse?
Önceki gün homojenize inek sütü içecek oldum. Açtım kapağını, biliyorsunuz çevirirken içteki koruyucu kısım yırtılıyor ve paket içeriği şöyle bir nefes alıyor. Bardağıma doldurmaya başladım ve her zaman yaşadığımız sorun.
Kapak ağzı çok küçük olduğu için hava alamadığından sıçraya sıçraya dökülüyor, sanki Sütaş yetkilileri gelip temizleyecek mutfağı. Sadece Sütaş mı, elbette değil.
Sadece süt mü peki? Hayır, benzer ambalajlı meyve suları da aynı şekilde. Bu ambalajlarda bir sorun var. Şimdi burada bu sorunu gidermek için ürettiğim çözümü yazacağım ve bunu önce hangi firmanın uygulayacağını görmeyi bekleyeceğim.
Ambalajın döküleceği tarafın tam tersine (yani dökülürken üste gelecek köşesine) bir ufak tıpa yerleştirilir. Dolum yapılırken bu tıpa açılır ve oradan alacağı havayla bardak sıçramadan doldurulur. Tıpanın ilk açılışından önce koruyucu ambalaj yine mevcut olur ve aynı kapakta olduğu gibi ilk kullanımda çıkartılır.
Bu ürünlerin tüketicisi olan bir kullanıcı olarak, bir diğer sorunum da ambalajların tutulması ile ilgili ergonomi hususu. Bunun çözümü için de ambalajların genişlik olarak ortalama altı bir büyüklüğe getirilmesini ve üzerlerine değişik el büyüklükleri için parmağın oturacağı girintiler yapılmasını öneriyorum.
Kullanıcının gerçekten iyi deneyimleyeceği, iyi hissedeceği ambalajı sabırsızlıkla bekliyorum.
Blog yazıyorsunuz, veya bir web sitesi yönetiminde payınız var. Ya da, şirketinizin web sitesinden bahsetmekteyiz. Tüm bu durumlarda kendinize, ne yapmaya çalıştığınızı sorduğunuza emin misiniz?
Amacınız nedir? Web sitenizin, ya da bloğunuzun amacı nedir? Vakit geçirmek mi, öyleyse daha fazla okumayın, bu yazı ile, geçireceğiniz o vakti kaybetmeyin. Değilse eğer, verdiğiniz hizmet, sattığınız ürün ya da ürettiğiniz bilgiye dair amacınız nedir?
Kullanıcılarınız, sizinle etkileşim içerisine girdikleri web sitenizde, ya da bloğunuzda ne arıyorlar? Oraya geliş amaçları nedir?
Buraya kadar olan soruları cevapladıysanız eğer, gelelim yeni sorulara. Kullanıcınız, web sitenize geliş amacını en basit şekilde gerçekleştirebiliyor mu? Yani, şunu düşünmenizi istiyorum, sitenize giriş yapan bir kullanıcı, durup düşünmeye, kafasını kaşımaya ihtiyaç duymadan ilk tıklamayla aradığını bulabiliyor mu? Ya da bulmaya yaklaşabiliyor mu? Ne kadar?
Basitleştirin, amacınıza uygun hareket edin ve kullanıcı için web sitenizi kolaylıkla yönetebildiği bir orkestra haline getirin. Öyle ki, sağ elini kaldırdığında istediği noktaya erişebilsin, ve sol eli ona yeni süprizler getirsin.
Bu ilişkiyi grafik olarak göstermek isterdim elbette, ancak formülünü vermekle yetineceğim, zira tek çizgi. Cevaplanmama süresi artarken müşterinin sabrı da aynı oranda artıyor. Yani x=y grafiği, bulunmaz hizmet bulunmaz müşteri!
Servisimiz sigortam.net, bir poliçe için teklif oluşturuyor benim için, e-posta adresime hazırladığı sayfanın bağlantısını gönderiyor. Tıklıyor gidiyorum, poliçeleri bir de karşılaştırmış kerata. İnceliyorum. Ancak bir eksik oluşuyor zihnimde bir an, poliçeleri oluşturmak için bilgilerimi alırken, adımlar arasında kaç yıllık bir poliçe istediğime dair bir soru sormadığını hatırlıyorum. Halbuki bilgi bana 2 yıl için gerekli.
Allah’tan, hemen yan tarafta ‘bizi arayın, şu numarayı söyleyin hemen ilgilenelim’ zımbırtısı var, numara da 444′lü. Arıyorum.
Tuşlamalar yapıyorum, ve ardından telefon çalmaya başlıyor. 1, 2, 3, 4, 5.. Normal bir çalma sesi, standart ses. Kimse de bir şey söylemiyor, ne bileyim işte, kendisini oyalamaya çalışan ruhsuz bir robotu bile özlüyor insan, ben ise ısrarla bekliyorum. 6, 7, 8, 9, 10.. ‘Kapatıp gitmiş olabilirler mi?’ sorusu geliyor insanın aklına, malum hava da sıcak.. 11, 12, 13.. devamını sayamıyorum, ve sonunda açılıyor telefon.
Yardımcı da olamıyorlar oldukça basit bir konuda ancak, benim derdim o değil, yahu kim beklerdi ki bu kadar vakit? Alın işte, bu da erişilebilirlik meselesi, pardon, erişilemezlik!
Ya da daha Türkçe adıyla, ayrıntılar. Genelde olduğu gibi bu kelimemizin de Fransızca’sı daha makbul. Diyelim ki bir iş fikriniz var, hani şu genelde plan ya da proje takma isimleriyle anılan, ancak sadece fikir olanlardan.
‘Fikrinizi iş planına dönüştürün, projelendirin’ diyecek değilim, yapmazsanız fikrinizin yok olacağı açık. Geleceğim nokta başlıkta, detaylar. Ne iş yapıyor olursanız olun, gözden kaçırdığınız her bir tanesine karşılık bir adım geriye düşeceğiniz detaylar.
Kullanıcı bilinçli olarak tecrübe ettiği üründe (malda, hizmette) farkettiği detaylar için fazladan para ödemeye her zaman hazırdır. Fakat bir de bundan daha fazla para ödemeye hazır olduğu ancak bunun farkında bile olmadığı detaylar vardır ki, bilinçaltı tarafından kredi kartının uzatılmasını sağlarlar.
Bir tasarım yapmalısınız, öyle bir tasarım ki, hatasız, en ufak bir hatanın dahi önemsiz diye gözardı edilmediği bir tasarım. Ürününüzü kullanıcının zihnine pürüzsüz berraklıkta yerleştirecek bir tasarım.