Jump to Content
Jump to Navigation

“Yaratıcı Düşünce” Kategorisi Arşivi

Büyük gruplar neden yaratıcı işler çıkartamıyorlar?

Sunday, June 29th, 2008

“Ne tür insanları kesinlikle işe almazsınız?

- Sakallı, bıyıklı adam katiyen almam. Kirli sakal da sevmem. Her gün tıraş olacak bir kere. Cote D’Azur’e gider gibi gelinmez. Bluejean de giyilmez. Kadınlar da mini giyemez. Buranın da kendine göre bir ciddiyeti var. Biz 1 Haziran’dan 15 Eylül’e kadar “smart casual” giyiniyoruz, kravat filan yok, toplantıları olanlar takıyorlar tabii. Yılın geri kalan zamanları lacivert blazer- gri pantolon- kravat, bildiğimiz iş kıyafeti. Gerçi arkadaşlar, “smart casual” giyinmenin daha zor olduğunu söylüyorlar, uyumlu giyinmek daha zor, öteki türlü takımı giyiyorsun çıkıyorsun. Bir de cumaları daha rahat kıyafetler giyilir bizde.

Tişört giyilebiliyor mu?

- Yok, tişört olmaz, gömlekle gelecek, bir yakası olacak. Çorabı düşük adam da sevmem. Eti gözükmeyecek, Almanlarda vardır o çok. Ayakkabılar da boyalı olacak. Kadın personel için de düzgünlük isterim. Çok frapan olmasın.”

Bir Ayşe ARMAN ropörtajı, Rahmi KOÇ ile, tamamı şurada.


Havuz Problemi ve Bir Çözüm

Wednesday, June 18th, 2008

Los Angeles’taki bir içme suyu depolama merkezi olan Ivanhoe Reservoir yetkilileri, suyun güneş ışığı etkisiyle klor ve bromit ile reaksiyonu sonucu kansere sebep olan bromatla kirlenmesini önlemek için bakın nasıl bir çözüm üretmişler:

Sorunlara suyun içerisinden değil de üzerinden baktığınızda çözümler farklılaşmakta. Videosu için tıklayın.


Maslow’a Göre Üstün İnsan

Friday, February 8th, 2008
  • Gerçeği, kendini ve diğer insanları olduğu gibi kabul eder.
  • Yaşamın getirdiği olayları tam anlamıyla yaşayarak tadını çıkarma eğilimindedir.
  • Kendiliğinden hareket eder.
  • Kendine ve yaşama gülebilir.
  • İnsanlığa değer verir ve onun sorunlarını ciddiye alır.
  • Son derece yakın ve derin birkaç dostu vardır.
  • Yaşamı bir çocuğun gözü ve kalbiyle görüp yaşayabilir.
  • Gerektiğinde çok çalışır ve sorumluluklarının farkındadır.
  • Dürüstür.
  • Çevresinin farkındadır, sürekli çevresini araştırır ve yeni şeyler dener.
  • Savunucu değildir.
  • Bağımsızdır.
  • Demokratik karakter yapısına sahiptir.
  • Ahlaki değerleri ayırt etmede üstün yetenekleri vardır.
  • Alıntıdır, ancak kaynağını not etmemişim. Maslow’a benden bir ekleme; bu kriterlere sahip insan aynı zamanda yaratıcı düşünme yeteneğine de sahiptir. Doğası gereği farklı bakar, olayları farklı açıdan değil farklı boyutta ele alabilir.

    Karşılaştığınız bir durum için, durup çerçevenin dışına çıkarak boyut değiştirmeyi hiç denediniz mi? Yoksa farklı açıdan bakmakla ve farklı açıdan bakanlarla mı yetiniyorsunuz?


    Kahvaltıdan önce 6 imkansız şey!

    Sunday, January 13th, 2008

    Takip ettiğim İspanyolca bloglardan biri, Bajo La Linea‘dan bir alıntı ile devam edelim yeni yılda, daha aktif bir blog umuduyla (daha önce yazdıklarım geçerlidir, daha çok zaman ayırdığımda makale yazacağım ve burada yayınlamayacağım).

    “Buna inanamıyorum!” der Alice (evet bizim Alice). Alice 7.5 yaşında, kraliçe ise 101 yaşında olduğundan behsetmektedirler, ayrıca 5 ay ve 1 gün.

    “İnanamıyor musun?” diye cevaplar kraliçe, acıyan bir ses tonu ile. “Tekrar dene, derin bir nefes al ve gözlerini kapat, ve tekrar dene.”

    Alice güler. “Denemenin yararı yok,” der. “İmkansız şeylere inanılamaz.”

    “Daha çok egzersize ihtiyacın olduğunu söyleyebilirim,” der kraliçe. “Ben senin yaşındayken, her gün yarım saat süresince bunu yaptım. 6 imkansız şeye inandım her günün kahvaltısından önce.”

    En son ne zaman olmayacak(!) düşüncelerle, olmayacak(!) işler peşinde koştunuz? Peşinde koşmayı bir yana bırakın, en son ne zaman bu düşüncelerin hayali için bir adım attınız zihninizde, kendi çerçeveleriniz ya da çevrenizin çerçeveleri tarafından engellenmeden?

    Bugünden itibaren bunu yapmaya ne dersiniz, her sabah kahvaltıdan önce 6 imkansız(!) şey hayal ederek, bunlara inanmaya?


    Kavramlar üzerine biraz daha..

    Wednesday, July 4th, 2007

    Dün kavramlardan ve fikirlerden biraz bahsettik. Şimdi biraz da web 2.0 dünyasına bakalım. Bugün, hızlı yiyecek dükkanlarının birinde hızla yemeye çalışırken, az ileride çırpınan bazı yabancılar görünce, kulak misafiri oldum. Klasik dil sorunu yaşanıyordu, gerçi anlaşamamaları da normaldi belki, zira ne isterlerse 20 adet istiyorlardı.

    Ruso olarak yazabileceğim adını, Ürdün’lü, bir müzik grubunun üyesi, akşam beni konserlerine davet ettikleri ancak gidemediğim kalabalık, yabancı bir grubun. Türünü sorduğumda, doğu müziği yaptıklarını söyleyen bir grup. Bütün bu kısa hikayede, yeni bir kavram var mı?

    Türkiye’de birbiri ardına açılan web 2.0 siteleri, sondan başa gidelim, Yonja’nın yeni sitesi Nolyo, Twitter kopyası. Blograzzi, Technorati kopyası (rengi de mi, yok canım). Tusul, Digg kopyası. Adları ilk sıralarda yazan bu ‘yaratıcı’ web 2.0 uygulamalarında, yeni bir kavram görebiliyor musunuz?

    Türkiye’den ne zaman yeni bir kavram çıkacak? Kavram yaratmanın önemi ne zaman kavranacak? Öngörüme göre, birçok konuda mecburiyet ile hareket etme alışkanlığımızdan olacak, bu da mecburiyet ile mümkün olacak. Yok yok, AB dayatmayacak.

    Peki, nasıl mı olacak? Unicode ‘kavramı’nın geliştirilmiş olması, UTF (Unicode Transformation Format) ve tercüme konusunda çok hızlı gelişen akıllı tercüman robotlar sayesinde.

    Bugün, açık kaynak olmasa dahi projeler, kısa sürelerde ve çoğu zaman ‘kullanıcı’ desteğiyle tüm dünya dillerine hızla çevrilmekte. Meebo bunun güzel bir örneği, last.fm yeni bir haber bu konuda, ve diğerleri. Yani, yakın gelecekte, kavram sahipleri (kavram yaratmış ya da kavram geliştirmiş kimseler) kendi kavramları üzerine kurdukları servislerini, sadece kendi dillerinde değil, diğer tüm dillerde de kullanılabilir kılacaklar. Bu durumda ne olacak?

    Feedburner’ın hizmetlerini artık ücretsiz verecek olması haberini gün içerisinde TechCrunch ve GoogleBlogoscoped’dan aldığımda, Arda (Kutsal) ne zaman çevirip de Webrazzi’ye ekleyecek acaba diye beklemeyeceğim (akşamı bulmadan ekliyor). Çünkü zaten haber kendi dilimde bana çoktan iletilmiş olacak.

    Sonra, hepimizin bildiği şu şarkıyı söyleyeceğiz ‘yaratıcı’ web 2.0 sitelerimize:

    Bye bye love
    Bye bye happiness
    Hello loneliness
    I think I’m gonna cry
    Bye bye love
    Bye bye sweet caress
    Hello emptiness
    I feel like I could die
    Bye bye my love, goodbye

    (Simon and Garfunkel)


    Bazı Kavramlar ve Kavram Tasarımı

    Tuesday, July 3rd, 2007

    Bugün, günlük bisiklet turumu bir türlü tamamlayamadım. Önce takla atmaktan son anda kurtuldum (bisikletim kurtulamadı), 5 km kadar sonra da köpek tarafından kovalanmaya başladım. Her zaman kapalı gördüğüm ve biraz ilerisinde girilmez levhası olan bir yere girmiştim, çünkü kapısı açıktı. Zihnimde varolan kapalıysa dur, açıksa devam et koşullanması gereği girilmez levhasının önüne kadar geldim ve..

    Durmadım, insanoğlunun vazgeçilmez dürtüsü merak da değildi ama sebebim, güzelliğiydi ortamın.

    Varolan önceki deneyimlerden birini yıktığım o anda, havlama sesleri eşliğinde arkamdan koşan o şeyi farkettim, evet, o kocaman siyah köpeği. Kaçmam gerekirdi, ancak kaçmadım. Ünlü Rus fizyoloğun bir testini daha es geçtim ve durdum.

    Şu yan tarafta yazan, kullanıcı deneyimi nedir allah aşkına? Ya etkileşim tasarımı? Peki ya, arabirim tasarımı? Bu, daha tanıdık bir kavram, değil mi? Arabirim tasarımını, kullanıcı ile sistemin, yani sürecin, malın, hizmetin, olayın ya da çevrenin ilişkisinde onunla iletişim kurabilmek için maruz kaldığı, daha çok grafik tasarımı ifade eden bir kavram olarak kabul ediyorum. Daha çok estetik, ancak ‘yalnızca’ değil.

    Sondan başa gidelim, geldik etkileşim tasarımına, arabirim üzerine teknik altyapı, üstyapı, çevresel, organizasyonel diğer tüm parçaları ekliyorum. Daha çok teknik kaygılar güdüyorum, ancak ’sadece’ değil, ve teknik için teknik değil, insan için teknik.

    Kullanıcı deneyimini, yukarıdaki iki kavramı da kapsayan temel kavram olarak kabul ediyorum. Kullanıcıya daha çok yaklaşıyorum bu kavramda, bireyle, ne hissettiğiyle, arabirim aracılığıyla olan etkileşiminden sonra geriye ne kaldığıyla, yani ne deneyimlediği ile ilgileniyorum. Altın anahtar burada, ancak kullanıcı altın ile iyi hissediyorsa.. Gümüş seviyorsa bu ancak gümüş anahtar olmalıdır, pirinç ise pirinç..

    Bir köpeğin bir insanı kovalaması da bir kavramdır. Kaçmak bir fikirdir, ya da geri dönüp üzerine doğru sürmek. Durmak da bir fikirdir, ben durmayı seçtim. Yeni bir kavram üretmedim, sadece kavrama dair bir fikri uygulamaya geçirdim. Fikir, daha önce uygulananlardan nispeten farklıydı, bisikletten indiğimde köpek üzerime doğru koşmaya devam ediyordu.

    Onu durdurdum (bunu nasıl yaptığım başka bir yazı konusu), ve iletişim kurdum. Geri dönüp çıkmamı istiyordu. Ellerimle bisikletimi geri çevirdim, yavaşça. Üzerine tekrar bindim, ağır ağır pedal çevirmeye başladım, köpek önüme düşmüştü. ‘Girilmez’ levhasına kadar önümde eskort tarzında, ve sonrasındaki yolun yarısına kadar da arkamda eşlik etmişti. Uzaklaştım, fikrimi uygulamakla iyi ettiğimi gördüm.

    Ancak, dikkatinizi tekrar çekmek istiyorum, ben bir kavram yaratmadım.


    Ne zaman başarılı olursunuz?

    Monday, June 18th, 2007

    Tarih veremeyeceğim elbette.

    Ülkemizde ve dünyada yüz binlerce genç bilgi teknolojileri ile, internet ile yakından ilgililer. Kendilerini teknik olarak da biraz geliştirmişlerse eğer, bütçesi düşük ama hayali büyük internet projeleri her an dillerde. Proje dedim gerçi ama, ‘proje’nin ne olduğundan da haberdar olmaları sürpriz olurdu.

    Bu yazımda gelmek istediğim önemli nokta, özellikle Türkiye olmak üzere dünya genelinde ciddi bir kopya ile rekabet (copiar & competir) yaklaşımı söz konusu. Rekabet zaten yeterliliğini yitirmiş bir kavram iken, web dünyasında varolmak, kopyalamak ile gerçekleşince, kendisi en önemli kavram haline geliyor.

    Her gün yeni bir Web 2.0 etiketli web sitesi çıkıyor piyasaya, bir öncekinin kopyası. Eğer başarılı olmak istiyorsanız, eğer internet dünyasında yer edinmek istiyorsanız, ihtiyaçlara çözüm aramaktan ya da ihtiyaçlara bulunmuş çözümleri kopyalamaktan vazgeçip, ihtiyaç yaratmaya bakmalısınız.

    Bu nasıl olur? Kavramlar üzerine derin düşünmekle olur. Bilgi ile hareket edebilirsiniz, bilgiyi analiz ederek sonuca ulaşabilirsiniz, ancak eğer kavramları yeniden ele almayı başaramıyorsanız, başaramazsınız. Geçmişte bilgiye erişim önemliydi, şimdi bilgi fazlası söz konusu. Geçmişte rekabet önemliydi, şimdi yaratıcılık peşindeyiz. Yaratın, kazanın!