Jump to Content
Jump to Navigation

HSBC Artık Görebiliyor!

11 February 2008

18 Haziran 2007′de HSBC yeni web sitesi ile alakalı bir yazı yazmışım. İletişim bilgilerine, özellikle de her an irtibat kurduğumuz kanal olan 444′lü hat numaralarına erişimin zorluğundan bahsetmişim.

Bugün tesadüfen gördüm ki HSBC kullanıcı deneyimi tasarımı ile alakalı bu ciddi yanlıştan dönmüş, ana sayfa dibine eklemiş numarasını, yazımı okudular mı bilmem ama geç de olsa yanlışı görebilmiş ve düzeltmiş olmalarına marka adına sevindim.


Maslow’a Göre Üstün İnsan

8 February 2008
  • Gerçeği, kendini ve diğer insanları olduğu gibi kabul eder.
  • Yaşamın getirdiği olayları tam anlamıyla yaşayarak tadını çıkarma eğilimindedir.
  • Kendiliğinden hareket eder.
  • Kendine ve yaşama gülebilir.
  • İnsanlığa değer verir ve onun sorunlarını ciddiye alır.
  • Son derece yakın ve derin birkaç dostu vardır.
  • Yaşamı bir çocuğun gözü ve kalbiyle görüp yaşayabilir.
  • Gerektiğinde çok çalışır ve sorumluluklarının farkındadır.
  • Dürüstür.
  • Çevresinin farkındadır, sürekli çevresini araştırır ve yeni şeyler dener.
  • Savunucu değildir.
  • Bağımsızdır.
  • Demokratik karakter yapısına sahiptir.
  • Ahlaki değerleri ayırt etmede üstün yetenekleri vardır.
  • Alıntıdır, ancak kaynağını not etmemişim. Maslow’a benden bir ekleme; bu kriterlere sahip insan aynı zamanda yaratıcı düşünme yeteneğine de sahiptir. Doğası gereği farklı bakar, olayları farklı açıdan değil farklı boyutta ele alabilir.

    Karşılaştığınız bir durum için, durup çerçevenin dışına çıkarak boyut değiştirmeyi hiç denediniz mi? Yoksa farklı açıdan bakmakla ve farklı açıdan bakanlarla mı yetiniyorsunuz?


    the art of experience design y creative thinking

    7 February 2008

    Burayı takip edenlere bir haber; rovivor.com. Çok yeni, ancak İngilizce bilenlerin ilgisini çekebilecek bir yapı oluşumu söz konusu.


    Kahvaltıdan önce 6 imkansız şey!

    13 January 2008

    Takip ettiğim İspanyolca bloglardan biri, Bajo La Linea‘dan bir alıntı ile devam edelim yeni yılda, daha aktif bir blog umuduyla (daha önce yazdıklarım geçerlidir, daha çok zaman ayırdığımda makale yazacağım ve burada yayınlamayacağım).

    “Buna inanamıyorum!” der Alice (evet bizim Alice). Alice 7.5 yaşında, kraliçe ise 101 yaşında olduğundan behsetmektedirler, ayrıca 5 ay ve 1 gün.

    “İnanamıyor musun?” diye cevaplar kraliçe, acıyan bir ses tonu ile. “Tekrar dene, derin bir nefes al ve gözlerini kapat, ve tekrar dene.”

    Alice güler. “Denemenin yararı yok,” der. “İmkansız şeylere inanılamaz.”

    “Daha çok egzersize ihtiyacın olduğunu söyleyebilirim,” der kraliçe. “Ben senin yaşındayken, her gün yarım saat süresince bunu yaptım. 6 imkansız şeye inandım her günün kahvaltısından önce.”

    En son ne zaman olmayacak(!) düşüncelerle, olmayacak(!) işler peşinde koştunuz? Peşinde koşmayı bir yana bırakın, en son ne zaman bu düşüncelerin hayali için bir adım attınız zihninizde, kendi çerçeveleriniz ya da çevrenizin çerçeveleri tarafından engellenmeden?

    Bugünden itibaren bunu yapmaya ne dersiniz, her sabah kahvaltıdan önce 6 imkansız(!) şey hayal ederek, bunlara inanmaya?


    Klozet temizleme deneyimi

    12 November 2007

    Klozet resmi.Klozetlerle alakalı olarak uzun zamandır aklımda olan bir konudan bahsedeceğim. Klozetlerin hala el fırçaları ile temizleniyor olması, banyo malzemelerindeki genel teknoloji kullanımına (musluk sensörleri, sabun sensörleri, havlu sensörleri, otomatik klozet kaplayan tek kullanımlık kılıflar, sifon sensörleri v.d.) fazlasıyla aykırı gibi görünmekte. Kullanıcının benzeri her yeni gelişmeyi memnuniyetle karşıladığını ve iyi deneyimlediğini söylersek hata yapmış olmayız.

    Tüm bu gelişmeleri dikkate aldığımızda, hala elle tutulan bir fırça ile klozet temizleme fikri hiç de çekici değil. Bu şekilde yola çıkarak bu yazıyı klavyeye alma noktasına geldiğimde varolan patentlere baktım ve daha çok ’sensörlü otomatik sifon’ buluşları ile karşılaştım. Bunun hayata geçtiğini zaten biliyoruz.

    Aradığım patenti şu adreste buldum. Klozeti fırçalıyor (ki önemli olan bu), aynı anda temizlik malzemesi ile yıkıyor ve duruluyor. Tüm bunları yaparak klozet deneyimimizi şu an bulunduğu noktadan bir anda çok öteye taşıyor. 2006 yılı 3. ayında alınmış bu patentten daha önce benzer çözümler üretilmiş midir, bilmiyorum. Bu ya da daha öncekiler, çözüm olarak üretilmiş olsalar dahi, bu buluşu genele uygulanabilir (feasible) hale getirecek mucidin bu işten fazlaca para kazanacağını düşünmekteyim. Belki de son halini almış ve üretimine başlanmıştır, peki ya başlanmadıysa, ya daha basit bir çözüm üretilirse?


    Homojenize inek sütü ve düşündürdükleri

    28 July 2007

    Sütaş süt kağıt ambalajlar görüntüsüÖnceki gün homojenize inek sütü içecek oldum. Açtım kapağını, biliyorsunuz çevirirken içteki koruyucu kısım yırtılıyor ve paket içeriği şöyle bir nefes alıyor. Bardağıma doldurmaya başladım ve her zaman yaşadığımız sorun.

    Kapak ağzı çok küçük olduğu için hava alamadığından sıçraya sıçraya dökülüyor, sanki Sütaş yetkilileri gelip temizleyecek mutfağı. Sadece Sütaş mı, elbette değil.

    Sadece süt mü peki? Hayır, benzer ambalajlı meyve suları da aynı şekilde. Bu ambalajlarda bir sorun var. Şimdi burada bu sorunu gidermek için ürettiğim çözümü yazacağım ve bunu önce hangi firmanın uygulayacağını görmeyi bekleyeceğim.

    Ambalajın döküleceği tarafın tam tersine (yani dökülürken üste gelecek köşesine) bir ufak tıpa yerleştirilir. Dolum yapılırken bu tıpa açılır ve oradan alacağı havayla bardak sıçramadan doldurulur. Tıpanın ilk açılışından önce koruyucu ambalaj yine mevcut olur ve aynı kapakta olduğu gibi ilk kullanımda çıkartılır.

    Bu ürünlerin tüketicisi olan bir kullanıcı olarak, bir diğer sorunum da ambalajların tutulması ile ilgili ergonomi hususu. Bunun çözümü için de ambalajların genişlik olarak ortalama altı bir büyüklüğe getirilmesini ve üzerlerine değişik el büyüklükleri için parmağın oturacağı girintiler yapılmasını öneriyorum.

    Kullanıcının gerçekten iyi deneyimleyeceği, iyi hissedeceği ambalajı sabırsızlıkla bekliyorum.


    Makaleler ve Burası

    17 July 2007

    ‘Kullanıcı Deneyimi’ kapsamındaki profesyonel makalelerim başka bir ortamda ve bedeli ödenerek okunabilecek ve burada da genel yazılara devam edeceğim, ancak son dönemde devam ettiğim hızla değil, fırsat bulduğum bu an gelişmeyi paylaşmak istedim.

    Her gün, otuz civarının düzenli olarak takibiyle yüzün üzerinde insanın okuduğu yazılarıma pek de yorum gelmiyor olması ve iletişimin tek yönlü kalması dolayısıyla burada bir değer üretilememekte, zaten yeterli zamanı ayıramadığım için yazı içerikleri de yüzeysel kalmaktadır. Bunu da sık yapmanın bir anlamı olmadığını düşünmekteyim.

    Konuya ilgisi olan profesyonellerin yararlanabileceği kaynaklar halinde yayınlanacak ve söylediğim gibi bedeliyle okunacak olan makalelerim ile ilgili bilgiyi yakında aktaracağım.


    Ziyaretçilerinizin kafaları kaşınıyor mu?

    11 July 2007

    Blog yazıyorsunuz, veya bir web sitesi yönetiminde payınız var. Ya da, şirketinizin web sitesinden bahsetmekteyiz. Tüm bu durumlarda kendinize, ne yapmaya çalıştığınızı sorduğunuza emin misiniz?

    Amacınız nedir? Web sitenizin, ya da bloğunuzun amacı nedir? Vakit geçirmek mi, öyleyse daha fazla okumayın, bu yazı ile, geçireceğiniz o vakti kaybetmeyin. Değilse eğer, verdiğiniz hizmet, sattığınız ürün ya da ürettiğiniz bilgiye dair amacınız nedir?

    Kullanıcılarınız, sizinle etkileşim içerisine girdikleri web sitenizde, ya da bloğunuzda ne arıyorlar? Oraya geliş amaçları nedir?

    Buraya kadar olan soruları cevapladıysanız eğer, gelelim yeni sorulara. Kullanıcınız, web sitenize geliş amacını en basit şekilde gerçekleştirebiliyor mu? Yani, şunu düşünmenizi istiyorum, sitenize giriş yapan bir kullanıcı, durup düşünmeye, kafasını kaşımaya ihtiyaç duymadan ilk tıklamayla aradığını bulabiliyor mu? Ya da bulmaya yaklaşabiliyor mu? Ne kadar?

    Basitleştirin, amacınıza uygun hareket edin ve kullanıcı için web sitenizi kolaylıkla yönetebildiği bir orkestra haline getirin. Öyle ki, sağ elini kaldırdığında istediği noktaya erişebilsin, ve sol eli ona yeni süprizler getirsin.


    Web sitenizi her kullanıcı aynı görüyor mu?

    9 July 2007

    Web tarayıcı logolarıBugün değineceğim konu erişilebilirlik başlığı altında çok önemli bir madde. Tasarımcıların da belki en çok sıkıntı çektiği alan. Internet Explorer, Firefox, Opera, Safari derken, şimdi Iceweasel ve Konqueror.

    1. Web siteniz (ya da bloğunuz) tüm bu tarayıcılar üzerinde tam olarak aynı görüntüye sahip mi?

    2. Hepsi için uyarlayarak aynı görüntüyü elde etme şansınız var mı?

    Öncelikle ilk soruyu cevaplayabilmeniz gerekir. Hadi Internet Explorer, Firefox, Opera kurdunuz sisteminize (Windows kullandığınızı varsayarsak), IE 7′de de kontrol ettiniz, peki ya IE6 ne olacak? Ah doğru ya, tarayıcınızı güncellemiştiniz.

    Öncelikle buradan başlayalım, IE6 ile IE7′yi aynı anda kullanabilmek için şuradan detay bilgi alabilirsiniz: http://www.tech-recipes.com/rx/1188/ie7_use_ie6_ie7_together

    Bunun dışında, Firefox ve Opera’yı da sisteminizde mutlaka bulundurun. Eğer bu imkana sahip değilseniz, sorunlu ancak ücretsiz hizmet veren browsershots.org‘u, 9$’a günlük satınalma yaparak sitevista.com‘un temiz ve kullanıcı dostu arabirimini, ya da daha fazla test sunan ancak buna karşılık daha fazla para isteyen browsercam.com servisini kullanabilirsiniz.

    Ayrıca, eğer yukarıdaki servislerden faydalanamıyorsanız, Linux üzerinde çalışan Iceweasel ve diğerleri için bir şeyler yapmanız gerekmekte. Benim önerim, önemli kullanıcı kitlesine sahip linux sürümlerinden birini ikinci işletim sistemi olarak sisteminizde mutlaka bulundurmanız.

    Böylece artık ilk sorumu cevaplayabilirsiniz.

    Gelelim ikincisine, ikinci sorumun cevabı net (evet; evet), ancak disiplinli ve analitik bir çalışma gerektiriyor. Birçok farklı teknolojinin birçok farklı unsuru, tarayıcılarda farklı davranabiliyor, ve sizin yapmanız gereken tümüne uygun hale getirmek. Bazen ufak bir ayarlama bile ciddi vakit alabilmekte ve sinir bozucu olabilmektedir. Buna hazır olmalısınız.

    Örneğin, transparan (transparent) PNG dosyası kullanmak istiyorsanız, ki kalite v.d. özellikleri açısından uzun süredir çok tercih edilen bir biçemdir, Internet Explorer 6′da resminiz transparan görünmeyecektir, bunun yerine zemininde gri renk gözlenecektir.

    Yapmanız gereken şu adrese giderek bahsi geçen javascripti kullanmak olabilir (farklı birçok çözüm mevcut ancak kullanıcı deneyimi kriterleri açısından değerlendirerek ben bunu uygun buldum). Ben size burada bu hazır çözümü sunmasam, bir tek resim dosyası kullanabilmek için yarım gün uğraşmanız gerekebilirdi, ve belki uğraştınız da, uğraşacaksınız da. Gördüğünüz gibi, çok basit görünen bir kullanım bile erişilebilirliğin sağlanması açısından uzun uğraşlara neden olabilmektedir. Bu sadece bir örnekti.

    Unutmayın, web siteleri açısından erişilebilirliğin sadece 1 maddesi bu yazımda kısaca değindiğim tarayıcı uyumluluğunu ifade etmektedir. Erişilebilirlik ise kullanıcı deneyiminin sadece 1 maddesidir. Yani, daha çok yolunuz var.


    Cevaplanmayan telefon ve sabırlı müşteri ilişkisi grafiği

    7 July 2007

    Bu ilişkiyi grafik olarak göstermek isterdim elbette, ancak formülünü vermekle yetineceğim, zira tek çizgi. Cevaplanmama süresi artarken müşterinin sabrı da aynı oranda artıyor. Yani x=y grafiği, bulunmaz hizmet bulunmaz müşteri!

    Servisimiz sigortam.net, bir poliçe için teklif oluşturuyor benim için, e-posta adresime hazırladığı sayfanın bağlantısını gönderiyor. Tıklıyor gidiyorum, poliçeleri bir de karşılaştırmış kerata. İnceliyorum. Ancak bir eksik oluşuyor zihnimde bir an, poliçeleri oluşturmak için bilgilerimi alırken, adımlar arasında kaç yıllık bir poliçe istediğime dair bir soru sormadığını hatırlıyorum. Halbuki bilgi bana 2 yıl için gerekli.

    Allah’tan, hemen yan tarafta ‘bizi arayın, şu numarayı söyleyin hemen ilgilenelim’ zımbırtısı var, numara da 444′lü. Arıyorum.

    Tuşlamalar yapıyorum, ve ardından telefon çalmaya başlıyor. 1, 2, 3, 4, 5.. Normal bir çalma sesi, standart ses. Kimse de bir şey söylemiyor, ne bileyim işte, kendisini oyalamaya çalışan ruhsuz bir robotu bile özlüyor insan, ben ise ısrarla bekliyorum. 6, 7, 8, 9, 10.. ‘Kapatıp gitmiş olabilirler mi?’ sorusu geliyor insanın aklına, malum hava da sıcak.. 11, 12, 13.. devamını sayamıyorum, ve sonunda açılıyor telefon.

    Yardımcı da olamıyorlar oldukça basit bir konuda ancak, benim derdim o değil, yahu kim beklerdi ki bu kadar vakit? Alın işte, bu da erişilebilirlik meselesi, pardon, erişilemezlik!