Jump to Content
Jump to Navigation

Homojenize inek sütü ve düşündürdükleri

28 July 2007

Sütaş süt kağıt ambalajlar görüntüsüÖnceki gün homojenize inek sütü içecek oldum. Açtım kapağını, biliyorsunuz çevirirken içteki koruyucu kısım yırtılıyor ve paket içeriği şöyle bir nefes alıyor. Bardağıma doldurmaya başladım ve her zaman yaşadığımız sorun.

Kapak ağzı çok küçük olduğu için hava alamadığından sıçraya sıçraya dökülüyor, sanki Sütaş yetkilileri gelip temizleyecek mutfağı. Sadece Sütaş mı, elbette değil.

Sadece süt mü peki? Hayır, benzer ambalajlı meyve suları da aynı şekilde. Bu ambalajlarda bir sorun var. Şimdi burada bu sorunu gidermek için ürettiğim çözümü yazacağım ve bunu önce hangi firmanın uygulayacağını görmeyi bekleyeceğim.

Ambalajın döküleceği tarafın tam tersine (yani dökülürken üste gelecek köşesine) bir ufak tıpa yerleştirilir. Dolum yapılırken bu tıpa açılır ve oradan alacağı havayla bardak sıçramadan doldurulur. Tıpanın ilk açılışından önce koruyucu ambalaj yine mevcut olur ve aynı kapakta olduğu gibi ilk kullanımda çıkartılır.

Bu ürünlerin tüketicisi olan bir kullanıcı olarak, bir diğer sorunum da ambalajların tutulması ile ilgili ergonomi hususu. Bunun çözümü için de ambalajların genişlik olarak ortalama altı bir büyüklüğe getirilmesini ve üzerlerine değişik el büyüklükleri için parmağın oturacağı girintiler yapılmasını öneriyorum.

Kullanıcının gerçekten iyi deneyimleyeceği, iyi hissedeceği ambalajı sabırsızlıkla bekliyorum.


Makaleler ve Burası

17 July 2007

‘Kullanıcı Deneyimi’ kapsamındaki profesyonel makalelerim başka bir ortamda ve bedeli ödenerek okunabilecek ve burada da genel yazılara devam edeceğim, ancak son dönemde devam ettiğim hızla değil, fırsat bulduğum bu an gelişmeyi paylaşmak istedim.

Her gün, otuz civarının düzenli olarak takibiyle yüzün üzerinde insanın okuduğu yazılarıma pek de yorum gelmiyor olması ve iletişimin tek yönlü kalması dolayısıyla burada bir değer üretilememekte, zaten yeterli zamanı ayıramadığım için yazı içerikleri de yüzeysel kalmaktadır. Bunu da sık yapmanın bir anlamı olmadığını düşünmekteyim.

Konuya ilgisi olan profesyonellerin yararlanabileceği kaynaklar halinde yayınlanacak ve söylediğim gibi bedeliyle okunacak olan makalelerim ile ilgili bilgiyi yakında aktaracağım.


Ziyaretçilerinizin kafaları kaşınıyor mu?

11 July 2007

Blog yazıyorsunuz, veya bir web sitesi yönetiminde payınız var. Ya da, şirketinizin web sitesinden bahsetmekteyiz. Tüm bu durumlarda kendinize, ne yapmaya çalıştığınızı sorduğunuza emin misiniz?

Amacınız nedir? Web sitenizin, ya da bloğunuzun amacı nedir? Vakit geçirmek mi, öyleyse daha fazla okumayın, bu yazı ile, geçireceğiniz o vakti kaybetmeyin. Değilse eğer, verdiğiniz hizmet, sattığınız ürün ya da ürettiğiniz bilgiye dair amacınız nedir?

Kullanıcılarınız, sizinle etkileşim içerisine girdikleri web sitenizde, ya da bloğunuzda ne arıyorlar? Oraya geliş amaçları nedir?

Buraya kadar olan soruları cevapladıysanız eğer, gelelim yeni sorulara. Kullanıcınız, web sitenize geliş amacını en basit şekilde gerçekleştirebiliyor mu? Yani, şunu düşünmenizi istiyorum, sitenize giriş yapan bir kullanıcı, durup düşünmeye, kafasını kaşımaya ihtiyaç duymadan ilk tıklamayla aradığını bulabiliyor mu? Ya da bulmaya yaklaşabiliyor mu? Ne kadar?

Basitleştirin, amacınıza uygun hareket edin ve kullanıcı için web sitenizi kolaylıkla yönetebildiği bir orkestra haline getirin. Öyle ki, sağ elini kaldırdığında istediği noktaya erişebilsin, ve sol eli ona yeni süprizler getirsin.


Web sitenizi her kullanıcı aynı görüyor mu?

9 July 2007

Web tarayıcı logolarıBugün değineceğim konu erişilebilirlik başlığı altında çok önemli bir madde. Tasarımcıların da belki en çok sıkıntı çektiği alan. Internet Explorer, Firefox, Opera, Safari derken, şimdi Iceweasel ve Konqueror.

1. Web siteniz (ya da bloğunuz) tüm bu tarayıcılar üzerinde tam olarak aynı görüntüye sahip mi?

2. Hepsi için uyarlayarak aynı görüntüyü elde etme şansınız var mı?

Öncelikle ilk soruyu cevaplayabilmeniz gerekir. Hadi Internet Explorer, Firefox, Opera kurdunuz sisteminize (Windows kullandığınızı varsayarsak), IE 7′de de kontrol ettiniz, peki ya IE6 ne olacak? Ah doğru ya, tarayıcınızı güncellemiştiniz.

Öncelikle buradan başlayalım, IE6 ile IE7′yi aynı anda kullanabilmek için şuradan detay bilgi alabilirsiniz: http://www.tech-recipes.com/rx/1188/ie7_use_ie6_ie7_together

Bunun dışında, Firefox ve Opera’yı da sisteminizde mutlaka bulundurun. Eğer bu imkana sahip değilseniz, sorunlu ancak ücretsiz hizmet veren browsershots.org‘u, 9$’a günlük satınalma yaparak sitevista.com‘un temiz ve kullanıcı dostu arabirimini, ya da daha fazla test sunan ancak buna karşılık daha fazla para isteyen browsercam.com servisini kullanabilirsiniz.

Ayrıca, eğer yukarıdaki servislerden faydalanamıyorsanız, Linux üzerinde çalışan Iceweasel ve diğerleri için bir şeyler yapmanız gerekmekte. Benim önerim, önemli kullanıcı kitlesine sahip linux sürümlerinden birini ikinci işletim sistemi olarak sisteminizde mutlaka bulundurmanız.

Böylece artık ilk sorumu cevaplayabilirsiniz.

Gelelim ikincisine, ikinci sorumun cevabı net (evet; evet), ancak disiplinli ve analitik bir çalışma gerektiriyor. Birçok farklı teknolojinin birçok farklı unsuru, tarayıcılarda farklı davranabiliyor, ve sizin yapmanız gereken tümüne uygun hale getirmek. Bazen ufak bir ayarlama bile ciddi vakit alabilmekte ve sinir bozucu olabilmektedir. Buna hazır olmalısınız.

Örneğin, transparan (transparent) PNG dosyası kullanmak istiyorsanız, ki kalite v.d. özellikleri açısından uzun süredir çok tercih edilen bir biçemdir, Internet Explorer 6′da resminiz transparan görünmeyecektir, bunun yerine zemininde gri renk gözlenecektir.

Yapmanız gereken şu adrese giderek bahsi geçen javascripti kullanmak olabilir (farklı birçok çözüm mevcut ancak kullanıcı deneyimi kriterleri açısından değerlendirerek ben bunu uygun buldum). Ben size burada bu hazır çözümü sunmasam, bir tek resim dosyası kullanabilmek için yarım gün uğraşmanız gerekebilirdi, ve belki uğraştınız da, uğraşacaksınız da. Gördüğünüz gibi, çok basit görünen bir kullanım bile erişilebilirliğin sağlanması açısından uzun uğraşlara neden olabilmektedir. Bu sadece bir örnekti.

Unutmayın, web siteleri açısından erişilebilirliğin sadece 1 maddesi bu yazımda kısaca değindiğim tarayıcı uyumluluğunu ifade etmektedir. Erişilebilirlik ise kullanıcı deneyiminin sadece 1 maddesidir. Yani, daha çok yolunuz var.


Cevaplanmayan telefon ve sabırlı müşteri ilişkisi grafiği

7 July 2007

Bu ilişkiyi grafik olarak göstermek isterdim elbette, ancak formülünü vermekle yetineceğim, zira tek çizgi. Cevaplanmama süresi artarken müşterinin sabrı da aynı oranda artıyor. Yani x=y grafiği, bulunmaz hizmet bulunmaz müşteri!

Servisimiz sigortam.net, bir poliçe için teklif oluşturuyor benim için, e-posta adresime hazırladığı sayfanın bağlantısını gönderiyor. Tıklıyor gidiyorum, poliçeleri bir de karşılaştırmış kerata. İnceliyorum. Ancak bir eksik oluşuyor zihnimde bir an, poliçeleri oluşturmak için bilgilerimi alırken, adımlar arasında kaç yıllık bir poliçe istediğime dair bir soru sormadığını hatırlıyorum. Halbuki bilgi bana 2 yıl için gerekli.

Allah’tan, hemen yan tarafta ‘bizi arayın, şu numarayı söyleyin hemen ilgilenelim’ zımbırtısı var, numara da 444′lü. Arıyorum.

Tuşlamalar yapıyorum, ve ardından telefon çalmaya başlıyor. 1, 2, 3, 4, 5.. Normal bir çalma sesi, standart ses. Kimse de bir şey söylemiyor, ne bileyim işte, kendisini oyalamaya çalışan ruhsuz bir robotu bile özlüyor insan, ben ise ısrarla bekliyorum. 6, 7, 8, 9, 10.. ‘Kapatıp gitmiş olabilirler mi?’ sorusu geliyor insanın aklına, malum hava da sıcak.. 11, 12, 13.. devamını sayamıyorum, ve sonunda açılıyor telefon.

Yardımcı da olamıyorlar oldukça basit bir konuda ancak, benim derdim o değil, yahu kim beklerdi ki bu kadar vakit? Alın işte, bu da erişilebilirlik meselesi, pardon, erişilemezlik!


Sabah Gazetesi’nin yeni şirin kutusu

5 July 2007

Sabah Gazetesi javascript öncesi görüntü

Yukarıda Sabah Gazetesi’nin yeni numarasını görmektesiniz. Kullanıcı haberi okuyarak algılamak zorunda değil, tek tıkla dinleyebiliyor da. Aman ne büyük hizmet. Bu hizmetten en çok kim yararlanacaktır sizce? İlk akla gelen, görme engelli kullanıcılar, değil mi? Buraya kadar her şey güzel, çok güzel düşünülmüş, harika bir uygulama. Adı da şirin, ‘Etkileşim kutusu’.

Sabah Gazetesi javascript sonrası görüntü
Şimdi de buna bakın. Aradaki 5 farkı görebiliyor musunuz?

Doğru ya, görebilmeniz için ‘görebiliyor’ olmanız gerekir. İkinci görüntü, javascript kapatıldıktan sonra alındı. Peki javascript neden kapatıldı? Çünkü, engellilerin kullandığı tarayıcılar ile javascripte erişebilme şansları yok. Görme engelli bir kullanıcı, şirin etkileşim kutumuzun ‘Haberi Dinle’ kısmından hiçbir zaman haberdar ol(a)mayacağına göre, bu haberleri oraya tıklayarak kim dinleyecek allah aşkına?

Heceleyerek okuyan, vurguları yanlış yapan robotize bir ses tonundan kim haber dinlemek ister? Hem de radyolar bir kenarda dururken, haberi dinlemek için haberin sayfasına girip, bir de butona tıklamak zorundaysa?

Sabah’ın tek erişilebilirlik derdi bu değil elbette, temel erişebilirlik standartlarına da uymayan bir web siteleri var, buna sonra detaylı değiniriz belki. Bu şirin kutunun yeni eklendiğini görünce inceledim, ayrıca yazayım dedim.


Kavramlar üzerine biraz daha..

4 July 2007

Dün kavramlardan ve fikirlerden biraz bahsettik. Şimdi biraz da web 2.0 dünyasına bakalım. Bugün, hızlı yiyecek dükkanlarının birinde hızla yemeye çalışırken, az ileride çırpınan bazı yabancılar görünce, kulak misafiri oldum. Klasik dil sorunu yaşanıyordu, gerçi anlaşamamaları da normaldi belki, zira ne isterlerse 20 adet istiyorlardı.

Ruso olarak yazabileceğim adını, Ürdün’lü, bir müzik grubunun üyesi, akşam beni konserlerine davet ettikleri ancak gidemediğim kalabalık, yabancı bir grubun. Türünü sorduğumda, doğu müziği yaptıklarını söyleyen bir grup. Bütün bu kısa hikayede, yeni bir kavram var mı?

Türkiye’de birbiri ardına açılan web 2.0 siteleri, sondan başa gidelim, Yonja’nın yeni sitesi Nolyo, Twitter kopyası. Blograzzi, Technorati kopyası (rengi de mi, yok canım). Tusul, Digg kopyası. Adları ilk sıralarda yazan bu ‘yaratıcı’ web 2.0 uygulamalarında, yeni bir kavram görebiliyor musunuz?

Türkiye’den ne zaman yeni bir kavram çıkacak? Kavram yaratmanın önemi ne zaman kavranacak? Öngörüme göre, birçok konuda mecburiyet ile hareket etme alışkanlığımızdan olacak, bu da mecburiyet ile mümkün olacak. Yok yok, AB dayatmayacak.

Peki, nasıl mı olacak? Unicode ‘kavramı’nın geliştirilmiş olması, UTF (Unicode Transformation Format) ve tercüme konusunda çok hızlı gelişen akıllı tercüman robotlar sayesinde.

Bugün, açık kaynak olmasa dahi projeler, kısa sürelerde ve çoğu zaman ‘kullanıcı’ desteğiyle tüm dünya dillerine hızla çevrilmekte. Meebo bunun güzel bir örneği, last.fm yeni bir haber bu konuda, ve diğerleri. Yani, yakın gelecekte, kavram sahipleri (kavram yaratmış ya da kavram geliştirmiş kimseler) kendi kavramları üzerine kurdukları servislerini, sadece kendi dillerinde değil, diğer tüm dillerde de kullanılabilir kılacaklar. Bu durumda ne olacak?

Feedburner’ın hizmetlerini artık ücretsiz verecek olması haberini gün içerisinde TechCrunch ve GoogleBlogoscoped’dan aldığımda, Arda (Kutsal) ne zaman çevirip de Webrazzi’ye ekleyecek acaba diye beklemeyeceğim (akşamı bulmadan ekliyor). Çünkü zaten haber kendi dilimde bana çoktan iletilmiş olacak.

Sonra, hepimizin bildiği şu şarkıyı söyleyeceğiz ‘yaratıcı’ web 2.0 sitelerimize:

Bye bye love
Bye bye happiness
Hello loneliness
I think I’m gonna cry
Bye bye love
Bye bye sweet caress
Hello emptiness
I feel like I could die
Bye bye my love, goodbye

(Simon and Garfunkel)


Bazı Kavramlar ve Kavram Tasarımı

3 July 2007

Bugün, günlük bisiklet turumu bir türlü tamamlayamadım. Önce takla atmaktan son anda kurtuldum (bisikletim kurtulamadı), 5 km kadar sonra da köpek tarafından kovalanmaya başladım. Her zaman kapalı gördüğüm ve biraz ilerisinde girilmez levhası olan bir yere girmiştim, çünkü kapısı açıktı. Zihnimde varolan kapalıysa dur, açıksa devam et koşullanması gereği girilmez levhasının önüne kadar geldim ve..

Durmadım, insanoğlunun vazgeçilmez dürtüsü merak da değildi ama sebebim, güzelliğiydi ortamın.

Varolan önceki deneyimlerden birini yıktığım o anda, havlama sesleri eşliğinde arkamdan koşan o şeyi farkettim, evet, o kocaman siyah köpeği. Kaçmam gerekirdi, ancak kaçmadım. Ünlü Rus fizyoloğun bir testini daha es geçtim ve durdum.

Şu yan tarafta yazan, kullanıcı deneyimi nedir allah aşkına? Ya etkileşim tasarımı? Peki ya, arabirim tasarımı? Bu, daha tanıdık bir kavram, değil mi? Arabirim tasarımını, kullanıcı ile sistemin, yani sürecin, malın, hizmetin, olayın ya da çevrenin ilişkisinde onunla iletişim kurabilmek için maruz kaldığı, daha çok grafik tasarımı ifade eden bir kavram olarak kabul ediyorum. Daha çok estetik, ancak ‘yalnızca’ değil.

Sondan başa gidelim, geldik etkileşim tasarımına, arabirim üzerine teknik altyapı, üstyapı, çevresel, organizasyonel diğer tüm parçaları ekliyorum. Daha çok teknik kaygılar güdüyorum, ancak ’sadece’ değil, ve teknik için teknik değil, insan için teknik.

Kullanıcı deneyimini, yukarıdaki iki kavramı da kapsayan temel kavram olarak kabul ediyorum. Kullanıcıya daha çok yaklaşıyorum bu kavramda, bireyle, ne hissettiğiyle, arabirim aracılığıyla olan etkileşiminden sonra geriye ne kaldığıyla, yani ne deneyimlediği ile ilgileniyorum. Altın anahtar burada, ancak kullanıcı altın ile iyi hissediyorsa.. Gümüş seviyorsa bu ancak gümüş anahtar olmalıdır, pirinç ise pirinç..

Bir köpeğin bir insanı kovalaması da bir kavramdır. Kaçmak bir fikirdir, ya da geri dönüp üzerine doğru sürmek. Durmak da bir fikirdir, ben durmayı seçtim. Yeni bir kavram üretmedim, sadece kavrama dair bir fikri uygulamaya geçirdim. Fikir, daha önce uygulananlardan nispeten farklıydı, bisikletten indiğimde köpek üzerime doğru koşmaya devam ediyordu.

Onu durdurdum (bunu nasıl yaptığım başka bir yazı konusu), ve iletişim kurdum. Geri dönüp çıkmamı istiyordu. Ellerimle bisikletimi geri çevirdim, yavaşça. Üzerine tekrar bindim, ağır ağır pedal çevirmeye başladım, köpek önüme düşmüştü. ‘Girilmez’ levhasına kadar önümde eskort tarzında, ve sonrasındaki yolun yarısına kadar da arkamda eşlik etmişti. Uzaklaştım, fikrimi uygulamakla iyi ettiğimi gördüm.

Ancak, dikkatinizi tekrar çekmek istiyorum, ben bir kavram yaratmadım.


Spam konusuna Türkiye özelinde bakış

23 June 2007

1996-2007 yılları arasında birden fazla e-posta adresine sahip bir kullanıcının aldığı spam mesajlara ilişkin bir gözlemin grafiksel gösterimi.
1996-2007 yılları arasında birden fazla e-posta adresine sahip bir kullanıcının aldığı spam mesajlara ilişkin bir gözlemin grafiksel gösterimi.

Gelen spam mesajlardan çoğu e-posta sunucum üzerindeki filtreleme sayesinde işaretleniyor. Ancak vaktimi çalacak önemli miktardaki de gelen kutuma düşüyor. Gelen kutuma düşen bu istenmeyen e-postaları aslında gerçekten hiç mi istememiştim yoksa önceden isteyip şimdi yüzüne bile bakmıyor muyum, işte bunda kararsız kalabiliyorum.

Neden mi? Çünkü gelen postalar hizmet aldığım çeşitli kurumlardan geliyor. Bankalar, alışveriş siteleri ve diğerleri. Tamamında hesabımın olduğu yerler, peki gelen postalar, izinli pazarlama mı?

Elbette hayır, çünkü bilgilerimin alındığı süreçte bu konuya hiç değinilmiyor. Genel olarak çoğu servis, ‘önce mesajları göndermeye başlayayım sonra isterse çıkar nasıl olsa’ yaklaşımında bulunuyor. İyi halt ediyorlar.

Buraya kadar tamam gibi, tamam değil ama hadi tamam diyelim. Gelen e-postalarda ‘bir daha mesaj yüzü görmek istemiyorsanız tıkılayın’ gibi bir ibare arıyor gözler. Bundan sonraki tespitlerim hizmet aldığım adam akıllı Türk firmaları ile olan ilişkilerime dair gözlemlerimi içermektedir. Dış kaynaklı servisler bu konuda zaten çok hassas, sorunsuz. Çünkü gerekli yasal düzenlemeler mevcut ve uygulanmakta.

Şimdi gelelim güzide bankalarımıza, gsm operatörlerimize, alışveriş sitelerimize. Bunların:

Bir kısmında bu ibareyi buluyoruz, tıklıyorsunuz, en fazla bir pencere açılıyor ve listeden ayrılış sebebinizi soruyor, cevaplıyorsunuz ve iş bitiyor (kişisel gözlemlerime göre %25 oranında durum bu). Finansbank bu seçeneğe kötü örnek, sonradan bir de e-posta yolluyorlar, listeden çıkışı onaylamanız için, bu bir handikap. Lexmark Türkiye ve CHIP ise iyi birer örnek, tebrikler.

Bir kısmında ise benzer bir ibare bulamıyoruz (gözlemlerime göre %35 civarında bir oranla), yapacak bir şey yok, ’spam’ olarak işaretliyoruz. İşte yazık oldu firmanın hem marka imajına, hem dünya genelinde sunucular nezdinde temizlik düzeyine. eMecmua, ideefixe, HSBC Bank, Garanti Bankası, Vatan Bilgisayar v.d. rezil örnekler.

Kalan %40′lık oran benim asıl ilgimi çeken kısım, yazımın da temel sebebi. Bu orandaki e-postalarda yukarıda ifade ettiğime benzer bir ifade var evet, fakat (ama, fakat, lakin üçlemesi) tıkladığınızda ilginç olaylar dizisi başlıyor. İhtimaller şöyle;

  1. E-posta yazmanız üzere bir pencere açılıyor, ‘Kime:’ kısmı doldurulmuş, ‘Konu:’ da doldurulmuş (bazen bu da olmuyor ama neyse) ve size e-postayı göndermek kalıyor (acaba?). Burada gözden kaçırılan ve kullanıcı olarak beni berbat eden durum şu, benim birden fazla e-posta adresim var, mesajın hangi adresime geldiğini bilemiyorum (çünkü kendileri mesajı yollarken ‘Kime:’ kısmında ya hiçbir şey görünmüyor ya da genel bir adres süzülüyor). Sonuç; listeden çıkmak için bana e-postanın gönderildiği adresimden mesajı göndermem gerekiyor ancak bu adresi bilmeme imkan yok! Biliyor olsam bile, yönlendirme ile kullandığım bir adresim olabiliyor, yani üzerinden e-posta gönderemediğim bir adresim. Sonuç her durumda hüsran. ‘Marked as spam (spam olarak işaretlendi)’. Mybilet bunun bir örneği.
  2. Bir web sayfası açılıyor ve ilgili firmanın giriş sayfasındasınız. Daha önce izin vermediğim (ancak red de etmediğim) bir eylemi sonlandırmak için neden hesabıma giriş yaparak, ilgili menüye ulaşmak ve seçeneği değiştirmek zorundayım? Böyle bir sayfa gelirse karşıma, kapatıyorum. ‘Marked as spam’. Turkcell kullanıcı deneyimi tasarım felaketlerine bu konuyu da ekliyor. Yemeksepeti, bir diğer örnek, sanki konuya özel bir bağlantı var ancak ana sayfalarına yönleniyor.
  3. Yine bir web sayfası açılıyor, genel bir sayfa, basit bir form var, e-posta adresimi yazmak zorundayım ve ‘listeden çıkar’a tıklamalıyım. Hangi adresime gönderdiğinizi bilmiyorum ki? ‘Marked as spam’. Koyuncu Bilgisayar örneğinde, adresimi bulup yazmama rağmen çıkamıyorum mesela, sayfada hata oluşuyor. ‘Marked as spam’.

Sizin örnekleriniz de var mı?


HSBC (Dünyanın kör bankası) ve RSS Sorunum

18 June 2007

HSBC geçenlerde web sitesini yeniledi. Bunu da kullanıcılarına, duyurulması çok önemli bir konuymuş gibi, rahatsız edici bir e-posta ile duyurdu. Web sitesine ne kadar çok animasyon, hareket eklersek o kadar güzel olur yaklaşımıyla pek renkli bir web siteleri olmuş, güle güle kullansınlar.

Fakat (bunun geleceğini tahmin etmişsinizdir), ben bu banka web sitelerine çoğunlukla (eğer internet bankacılığı için girmemişsem) iletişim numaralarını almak için girerim, hani şu 444′lü olanları. Bugün HSBC web sitesine aynı amaçla girdiğimde gözlerim siteyi üst üste taramasına rağmen numarayı göremedim.

‘Bize Ulaşın’a tıkladım, pop-up form açıldı (!). Şube/ATM bağlantısına tıkladım (hani telefon bankacılığını ‘telefon şubesi’ olarak mı görüyorlar acaba diye) o da olmadı. Geriye kalan bağlantılar konuyla alakasız olmasına, ya da öyle algılamama rağmen tek tek denedim.

Meşhur ‘444 0 111′ numarasına, inanamayacaksınız belki ama ‘İnsan Kaynakları‘ bağlantısı üzerinden erişebildim. Ne alakası mı var? Siz ne anlarsınız kullanıcı deneyimi tasarımından, algılama yönetiminden.

Bu durum kullanıcı deneyimi kuramımızın birinci maddesinin birinci hükmüne doğrudan aykırı, bunu ileride HSBC’yi tekrar ele aldığım zaman detaylı açıklayacağım. Şimdi ‘HSBC (Dünyanın yerel bankası)’ sloganına önerdiğim alternatiflere geçelim:

HSBC (Dünyanın ‘bireysel telefon bankacılığı’ numarasını ‘insan kaynakları’ başlığı altına koyan yerel bankası)

HSBC (Dünyanın müşterilerinin kendilerine ulaşamadığını göremeyecek kadar kör yerel bankası)

Bloğumu RSS üzerinden takip edenlerin, özellikle de Google Reader kullanıcılarının bugün rahatsızlık duymuş olduklarını öğrendim ve FeedBurner ile yaşadığımız sorunlar dolayısıyla üzgün olduğumu belirtmek istiyorum.

RSS kaynağımda bir değişiklik yok, sadece yaptığım bazı ayarlamalar nedeniyle bugün tekrar eden kayıtlar oluşmuş (Google Reader üzerinde), bunun dışında her şey aynı ve yolunda.